SON DAKİKA

Bursa Giresun Havadis – Giresun Haber, Giresun Haberi, Karadeniz Haber, Giresunspor
reklam
Mustafa YOLCU

SÖĞÜT GEZİSİ

SÖĞÜT GEZİSİ
Bu haber 23 Temmuz 2018 - 8:52 'de eklendi ve 506 kez görüntülendi.

SÖĞÜT GEZİSİ

15.07. 2018 Pazar günü, hemşerim Muhittin çağıl’ın düzenlediği tur ile, Söğüt ve Bilecik’e gittik. Bu gezi Osmanlıyı daha iyi tanımaya, Abdülhamit hanı bir daha anmamıza neden oldu.

Söğüt’ün içinde dere akıyor. Bu derenin suyu o zamanlar, içme ve kullanma suyu olarak kullanılırmış. Ertuğrul gazi Söğüt’e geldiğinde, derenin bir tarafına yerleşir. Karşı tarafta ise Rumlar ikamet etmektedir. Bir süre sonra Rumlar, derenin suyunu zehirleyerek Türklere zarar vermek isterler. Ama zehirli suyu kendileri de kullanamadıklarından, zarar görürler.

Ertuğrul Gazi bir rüya görür. Rüyasın ’da Rumların tarafındaki , yeni yeşillenmekte olan ağacın dibinde su bulunduğu işaret edilir. Ertesi günü Rum tarafındaki yeşillenen ağacın yeri tespit edilerek, o bölgeden Rumlar uzaklaştırılır. Ertuğrul Gazi rüyasındankimseye haber vermeden, yanına aldığı adamları ile ağacın dibini kazdırır. 10 Metre kadar kuyu kazıldığında, su çıkmaya başlar. Kuyudan çıkan suyu, önce Ertuğrul gazi ve atı içer. Kuyunun suyuna zehir karışmadığı tespit edilerek, kazıya devam edilir ve kuyu duvarları taş ile örülür.

Kuyudan yeteri kadar su çıkmıştır. Kuyunun üzerine Ertuğrul Gazi mescidi yapılır. Halen bu kuyu, mescidin içinde bulunmakta olup suyu bulunmamaktadır.

Ertuğrul Gazi Söğüt’ü, Osmanlı Beyliği’nin ilk başşehri yaparak, bu çevreye hâkim olmuştur.

Ertuğrul Gazinin bu başarıları sonucu, Selçuklu sultanı Söğüt ve çevresini kendisine yurt olarak vermiştir. Ertuğrul Gazi Söğüt ve çevresine yerleştikten sonra, Bizans sınırı boylarında bulunan diğer uç beyleriyle birlikte mücadeleyi sürdürmüştür.  Böylece Söğüt’e yerleşmiş olan Kayı aşireti, her geçen gün biraz daha büyüyerek kuvvetlenmiştir.

1279 tarihten sonra, Ertuğrul Gazi’nin oldukça yaşlanarak Kayı aşiretinin idaresini oğlu Osman Bey’e bırakmıştır. 1288 Yılında 90 yaşında vefat etmiştir. Türbesi Bilecik ili Söğüt ilçesinin 1 km doğusunda, Söğüt- Bilecik yolu üzerinde bulunmaktadır.

Osman Bey, 1258 tarihinde Söğüt’te dünyaya geldi. Babası Ertuğrul Gazi ve annesi Halime Hatun’dur. Osman bey, 24 yaşında babasının yerine geçti.

Söğüt ve Domaniç yöresi Selçuklu Devleti tarafından aşiretine, yaylak-kışlak olarak verilen Osman Bey, sık sık Şeyh Edebali’nin misafiri olurdu. Osman Bey misafir olarak kaldığı bir gecede, kendisine yatması için gösterilen odanın duvarında asılı bir Kur’ân-ı Kerîm olduğu için ayağını uzatmayıp, kıvrılarak oturduğu yerde Kuran okurken tatlı bir uykuya daldı. Bu arada gördüğü rüya şöyledir:

”Şeyh Edebali’nin koynundan çıkan bir ay, gelip  Osman Beyin kendi koynuna girer. Göğsünden bir ağaç çıkar. Öylesine büyük bir ağaç olurki, dalları gökleri, kökleri tüm dünyayı sarar. Gölgesi bütün yeryüzünü tutar. İnsanlar o ağacın gölgesine toplanırlar. Ulu dağlara ve dağların eteğinden çıkan coşkun sulara, hep o ağaç gölge eder.”

Osman Bey gördüğü bu rüyasını Şeyh Edebali’ye anlatır. Edebali rüyayı şöyle yorumlar: ‘Sen Ertuğrul Gazi oğlu Osman, babandan sonra bey olacaksın. Kızım Malhun Hatun ile evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nur budur. Sizin soyunuzdan nice padişahlar gelecek ve nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar. Allah nice insanın İslam’a kavuşmasına senin soyunu vesile edecektir.”

”Oğul Osman, Hak Teala sana ve soyuna hükümranlık verdi. Mübarek olsun, kızım Malhun Hatun senin helalin olsun” der. Edebali’nin bu yorumu üzerine Osman Bey Malhun Hatun (Rabia Bala Hatun) ile evlenir.

Osman Bey 1289 yılında Şeyh Edebali’nin kızı Rabî’a Bâlâ Hâtun ile evlenince, nüfuzu ve kudreti arttı. Bu hanımından da Şehzâde Alâ’addin dünyaya geldi.

Osman Gazi’nin, Bizans sınır şehirlerini birer birer fethetmesi üzerine telâşa düşen Bizanslılar, onu ortadan kaldırmak için bir düğün vesilesiyle baskın hazırlarlar. Baskına baskınla cevap veren Osman Bey, 1299 yılında Yar hisar ve Bilecik’i fethetti ve beylik merkezini Bilecik’e nakletti. Yar hisar Tekfurunun kızı Nilüfer’i (Holofura’yı) oğlu Orhan ile evlendirdi. Bu tarih, daha önce açıklanan sebeplerle Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılı kabul edildi.

1301 yılında Bursa’ya yakın bir yerde, Yenişehir’i kurdu ve saltanat merkezini buraya nakletti. Bu arada bütün bu fetihlerde kendisine yardım edenleri de unutmadı ve kardeşi Gündüz Bey’e Eskişehir’i; oğlu Orhan Bey’e Sultânönü’nü; Hasan Alp’a Yarhisâr’ı; Şeyh Edebalı’ya Bilecik’i ve Turgut Alp’e İnegöl’ü verdi ve Edebalı’nın torunu Alâ’addin’i yanında götürdü.

1324 yılı şubat ayında, Bursa’nın fethini görmeden 67 yaşında vefat eden Osman Bey’in mezarı, vasiyeti üzerine geçici olarak gömülü bulunduğu Söğüt’ten alınarak, 2.5 yıl sonra 1326 yılında Bursa’daki Gümüşlü Kümbete defin edildi.

Osmanlı otağının ilk kurulduğu yer Söğüt, Bilecik burcu burcu Osmanlı kokmaktadır. Abdul Hamit Hanın, Söğüt’e ilgisi şöyle başlar.

Abdülhamit, Cuma selamlığından dönerken, nöbet yerlerinin boş olduğunu görür. Sadece iç kapıda iki nöbetçi vardır. “Diğer nöbetçiler nerede ” diye sorar, aralarında şöyle bir konuşma geçer:

– “Bilmiyoruz, komutan herkese istirahat verdi.”

– “Siz niye gitmediniz?”

– “Biz atalarımızdan böyle öğrendik, nöbet yerini terk etmeyiz.”

– “Siz kimsiniz, nerelisiniz?”

– “Söğüt’ten, Kayı Boyundanız.”

Sultan, Söğüt kaymakamı ve ileri gelenlerini çağırır, “Anladım ki Atam Ertuğrul’un adetini terk etmişim. Bana Kayı ailelerinden, özellikle Karakeçili aşireti gençlerinden bir muhafız birliği oluşturun” der.

Mevcut Muhafız Alayı’nı lağveder, Söğüt’ten gönderilen gençleri eğitmek için Söğüt’te, Hamidiye Alayını kurar.

Muhafızların yetişmesi için 1903-1905 yıllarında Söğüt’te Hamidiye Külliyesi ve İdadi, cami inşa eder. Kapısının üstünde mermerden görkemli bir Osmanlı Devlet Arması bulunan İdadi ’den mezun olanlar, ‘son nefeslerine kadar, Padişaha sadakatle hizmet edeceklerine’ dair Ertuğrul Gazi’nin Türbesi’nde yemin ederler. Belirli bir hizmet süresi sonunda da jandarma subayı olurlardı.

Abdülhamid’in, Alman İmparatoru Wilhelm’in ziyaretinde bu muhafızları- “Öz akrabalarım” diye takdim ettiğini, “ERTUĞRUL’UN OCAĞINDA UYANDIM, ŞEHİDLERİN KANLARIYLA BOYANDIM” diye başlayan Ertuğrul Marşı’ da bu dönemde bestelenmiştir.

Söğüt Alayı’nı oluşturan Kayı muhafızları nasıl seçiliyor, nasıl tanınıyorlardı? Alaya yeni muhafız alınırken, 2. Abdülhamit’in ‘Baş tüfekçi’ Tahir Paşa’ya şu talimatı verir:

“Muhafızlar, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi ile Söğüt’e gelmiş ailelere mensup, yakışıklı ve uzun boylu olacak. Bakımlı olmak şartıyla sakallı da olabilirler. 1897 Osmanlı-Yunan savaşına katılanlar özellikle tercih edilecek. İyi at binecek, iyi ahlak taşıyacak ve beş vakit namaz kılacaklar.”

Söğüt Alayı mensupları, Yıldız Sarayı’na bir kaya gibi girmişler, dönüş zamanı geldiğinde yine bir kaya gibi tertemiz ve lekesiz çıkmışlardır. Allah kendilerinden razı olsun.”

  1. Cihan Harbinden sonra, bu bölgeyi işgal eden Yunanlılar “ERTUĞRUL GAZİ, ŞEYH EDEBALİ TÜRRBELERİNİ “tahrip ederek, kurşunlamışlardır. Öfke ve kinleri dinmemiş, Bileceğin tamamını yakmışlardır. Bu yangından geriye camisiz minareler kalmış, bu minareler ve çevresi, vakıflar genel Müdürlüğünce onarılmış, İdadi ve külliye, 2007’de restore edilerek, bakımlı hale getirilmiştir.

Söğüt’e, Bilecik’e giderek, oraların kokusunu alalım. Diriliş olgusunu tekrar görelim.

Mustafa Yolcu- 22.07.2018

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
sanalbasin.com üyesidir
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA