BÖLÜM-25/ CANIM ANAM’A MEKTUBUM-1

Değerli Okuyucularım, Sevgili Gençler; bölüm akışında bir değişiklik yapmak ihtiyacı doğdu, bu değişiklikten dolayı sizlerden özür dilerim.Seni ilk hatırladığım yaşım 5 olmalı sanıyorum canım anam. Bir sabah herkesten önce kalkmış, tamdaki(ahırdaki) ineğin ve onun buzağısına yallarını (kazanda saman, su ve kepek karışımı) kaynatmış, onların karınlarını doyurmuş ve ineğinin süt sağımını yapmıştın. Sağdığın sütü ocak başında yanan ateşte kaynatmaya bırakıp akşamdan mayaladığın yoğurdun yayıktaki sesiyle bizlerin uyanma zamanlarını ikaz edercesine, her sabah aynı saatte 30 sene boyunca nasıl başardın be canım anam? Yayıktan tencereye döktüğün ayranın üzerinden topladığın tereyağını babam dahil 6 kişiye hazırladığın sabah kahvaltısında yumurta, çökelek, domates ve salatalık ile bizleri 30 sene boyunca nasıl besledin canım anam? Hangi arada zaman buldun da kediye akşamdan kalma yemeklerden mamasını verdin ve onun karnını doyurdun anam?Sahi sen hiç hasta oldun mu? Ben senin ciddi bir hastalığını ve doktora gittiğini hatırlamıyorum, hatırladığım şey sen çok seyrek hoşirik (Giresun’da nezle, grip olma durumu, salya sümük vaziyetleri) olurdun da entarinin ya da eskimiş kazaklardan söktüğün iplerle ördüğün hırkanın cebinden çıkardığın buruşmuş mendilinle burnunu temizlerdin. Belki de çalışamayacak kadar hasta oluyordun ama biliyordun ki sen hasta olduğunda evdeki işler duracak ve ineğin, onun buzağısı, kedin ve tavukların aç kalacaklar, öyle miydi canım anam? Sen hastalıklarını hep çalışarak mı geçiştirirdin? Evet tabii ki öyle yapardın biliyorum ben.Sabah kahvaltımızı bitirdikten sonra iki ablamı yanına alıp 2km uzaklıktaki Kelömer’e sırtınızda boş hararlarla (harar: çubuktan yapılan büyük örme sepet) gidip gazel toplamaya ve topladığınız yaprakları hararlara sıkı bir şekilde doldurarak sırtınızda köye nasıl getirdiniz?Not: Gazel, hayvanların altının ıslaklığını gidermek için yere serilen kurumuş yapraklar. Kelömer için evden ayrılmadan önce tavuklarını tamdan(ahırdan) çıkarıp onları yemlemeyi nasıl hatırlıyordun? İneğini ve onun buzağısıyla nasılda konuşurdun sevgiyle, şefkatle ben şahidim anam. Kelömer’e ineğini ve buzağısını da götürür ve bırakırdın yayılmaları için, eminim ki onlar akşam olunca evin yolunu biliyor ve eve dönüyorlar diye çok seviniyor olmalıydın. Zira Kelömer’e gidişin sürekli yokuş yukarı çıkmak ve akşama kadar enerjini tüketip çok yorgun olduğun bir zamana denk geliyordu.Ben senin en çok neyini almak isterdim biliyor musun anam? Sen yaşamın boyunca hiç kimsenin duyacağı şekilde oflamadın, etrafına hiç negatif enerji yaymadın, hiçbir şeyden şikâyet etmedin kısaca, hayattaki memnuniyetsizliğini, mutsuzluğunu dışa vurmadın. Oysaki ne kadar çok yük vardı omuzlarında ve de hayatın boyunca dünyanın yükünü taşıdın da bir kez olsun of demedin be anam. Senin çalışmaya programlanmış yaşamın, bizlerin hamuruna da bulaşmış ve bunun için sana minnettarız canım anam. Sen her zaman mülayimdin, az konuşur ve enerjini konuşmaya harcamazdın. Senin bu özelliğin kısmen bana da geçmiş ve ben bundan dolayı çok memnunum, sana minnettarım.İnanıyorum ki bu yazdıklarımı yanı başımda kontrol ediyor ve bana ilham veriyorsun canım anam. Senden bana miras kalan diğer bir özelliğinde, ben 45 sene boyunca senin ağladığını hiç görmedim, duygularını dışa vurduğuna hiç şahit olmadım ama hep içten ağladığını ve tüm mutsuzluklarını içine attığını biliyordum canım anam. Bu özelliğinin iyi mi kötü mü olduğunu 50 senedir yargılıyorum bir türlü cevabını bulamadım. Ben de senin gibi yıllardır duygularımı dışa vuramıyorum ve hayatımda sadece 2 kez ağlamışlığım var anam. Hatta seni cennetine uğurlarken bile gözlerimden bir damla yaş akıtamamıştım, ona mı yanayım yoksa bana kalan ağlamama mirasını iyi koruduğum için ağlamadığıma mı bilemedim. Biliyorsun işte hayat insana acı tatlı çok şeyler gösteriyor ve bu şeyler karşısında duygularımı bastırmadan hıçkırarak ağlamak istediğim oluyor ama sen aklıma geliyorsun yine içime atıyorum. Ama sen cennetinde beni merak etme, senden geçen mirasların sayesinde mutlu olduğum anlarım o kadar fazla ki mutsuz olduğumda bile beni mutlu edebiliyorlar. Köy ortamında, yokluk ve yoksulluk içinde 6 çocuklu bir evin hem erkeği hem de kadını olmak tam da sana göre bir görevdi anam. Ben 5 yaşımdan başlayarak hatırladığım rahmetli babamın 25 sene romatizmal bir hastalıktan dolayı yatağa mahkûm (sürekli değil) bir şekilde yaşadığını ve benim doğumumun öncesinde ise en az 5-10 sene arasında da yattığını, toplamda 30-35 sene sadece evin içinde yaşadığını biliyorum. Rahmetli babam evin içinde kendi ihtiyaçlarını (yemek yeme, tuvalet, abdest alıp namaz kılma, bazı yemekleri hazırlayıp pişirme vb. gibi) karşılayacak kadar sağlıklıydı. Fakat köy yerinde gerekli olan dışarı işleri diye bilinen işleri yapabilecek fiziki yeterliliğe sahip değildi. Babamın bu durumundan dolayı onun görevlerini de sen yapmak durumundaydın canım anam. Sana minnettarız anam, 1946-1959 yılları arasında, devam eden onca işin varken tam 6 doğum yapmışsın ve hiçbirimizin bir kusuru olmamış, üstelik köy yerinde hiçbir sağlık hizmetlerinden faydalanmadan köy ebelerinin yaptırdığı doğumlarla, Tanrı’ya ve sana minnetimiz sonsuzdur anam. Çok merak ediyorum, acaba sen yaptığın her bir doğum öncesinde doğum zamanına kadar çalıştın mı? Eminim ki çalıştın anam, zira senin kaderin o şeklide yazılmış. Doğum sonrası lohusa dönemini kaç gün yaşadın? İnan ki sen sağ iken bu konuları hatırlayıp üzülmeyesin diye hiç konuşamadık, çünkü çok zor bir hayatın vardı ve bir of bile çekmezdin bu yaşadıklarına. En olumsuz (ölüm, kaza, yaralanma vb. gibi) bir durumda bile duygularını” vah anam vah” diye dışa vururdun hepsi o kadar, ama biliyordum ki çoğunu içine atardın canım anam. Seni çok özledim. İnsan yaşlandıkça duygularını daha kolay dışa vurabiliyor ve benim de gözlerim son birkaç senedir kolayca ıslanmaya başladı, hatta şu an bile dayanamıyorum gözyaşlarıma, nedeni ise seni bu kadar derin düşünmeyeli uzun zaman olmuş sanıyorum, ki dün gece sabaha kadar uyuyamadım ve hep seni düşündüm, bu sabah her zamanki kalktığım saatten erken bir saatte kalktım ve içimden gelen bu duygularımı yazmaya başladım. Bu yazılarım ne kadar devam eder bilemiyorum, bilmek de istemiyorum doğrusu, bitmesin dilerim.Sen pazar günleri bizim köyde, evimizin önündeki harmanda büyük teneke leğenimizin içinde, ocak başında ısıttığın suyla bizlere banyo yaptırırdın anam, çocukluk işte biz de leğende biriken suyla oynadığımızda ise plastik maşrapa ile hafifçe başımıza vururdun, tabi ki acımıyordu, kıyamazdın bize değil mi? 1950 ve 1960’lı ve daha sonraki yıllarda bile köyde temel yiyecekler arasında mısır ilk sırada geliyordu. Zira köylerimizde buğday unundan yapılmış fırın ekmekleriyle köylümüzün tanışması çok sonralarda olmuştur. O nedenle evimizin önündeki 1500m2 lik alana her sene mısır ekilirdi. Mısır ekimi köylerde imece (yerel dilde keşik) usulü ile ve kazmalarla yapılırdı. Senin, sana gelen imecelere nasıl gittiğini ve evdeki işleri kimlerin nasıl yaptığını hatırlamıyorum. Sen mi gidiyordun imeceye, yoksa seni babamın durumundan dolayı ayrımı tutuyorlardı bilmek iterdim anam. Biz de o gün sıra bizim tarlaya geldiğinde çok sevinir ve adeta bizim bayramımız olurdu. O kazmaların birlikte, uyum içinde (10 -15 kişi) toprakla buluşmalarının çıkardığı sesler hala kulaklarımda çınlamaktalar be anam.Sen Giresun’da kullanılan yerel kelimeleri (lehçe: TDK’ ya göre; bir dilin belli bir coğrafi bölgedeki insanlar tarafından konuşulan çeşididir) çok iyi konuşurdun. Ben de arada bir Giresun’a gittiğimde oradaki arkadaşlarımla senden öğrendiğim kelime veya cümleleri kullanıyorum anam. Senin ömrün günümüz Türkçesinde çok kullanılan “aynen” kelimesiyle çok şey anlatmaya çalıştığını zanneden dil fukarası kişileri görmeye, duymaya yetmedi be anam. Karşı tarafın söylediğini tasdik edercesine gerek telefonda gerekse yüz yüze konuşmalarda birbirlerine karşı kullandıkları “aynen” sözcüğü seni çok rahatsız ederdi. Oysaki anam sen karşılıklı konuşmalarda karşıdaki kişinin konuştuklarını tasdik etmek için “de de bi daha de” cümlesini kullanırdın. Bu cümleyi o kadar güzel söylerdin ki karşındaki kişi senin onu can kulağıyla dinlediğin mesajını hemen alırdı.Sana olan özlemim hiç bitmeyecek canım anam, seni çok özlediğim ve ihtiyacım olduğunda sana yazmaya devam edeceğim. Biliyor ve inanıyorum ki sen bizim yanımızdasın ve bizleri bıraktığın mirasınla her zaman koruyorsun.Cennetinde rahat uyu canım anam.